Havza Haber Ajansı'nın haberine göre Bilişsel Savaş ve Medya Araştırmacısı Elnaz Musevî Yekta'nın "Kadın; Beşerî Sermayenin ve İran'ın Geleceğinin Mimarı" konulu yazısını siz değerli okuyuculara sunuyoruz:
Bismillahirrahmanirrahim
İran İslam Cumhuriyeti'nin siyasi ve kültürel söyleminde kadınların rolü, her zaman yalnızca toplumsal ya da ailevi bir işleve indirgenmemiştir. Bu düşünce sisteminde kadın, sadece ailenin temel direği değil; aynı zamanda bir milletin kimliğini, kültürünü ve geleceğini şekillendiren en önemli unsurlardan biri olarak görülmektedir.
Hazreti Ayetullah Seyyid Müçteba Hamaney'in mesaj ve konuşmalarında, her ne kadar "kadınların görevleri" başlığı altında bağımsız bir hitap bulunmasa da farklı konuşmalarındaki ana eksenler bir araya getirildiğinde, kadınların İslamî İran'ın kalkınma ve medeniyet inşa sürecindeki stratejik konumuna dair bütüncül bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Bu bakış açısında en çok dikkat çeken husus, kadını indirgemeci yaklaşımlardan uzak ele almasıdır. Bu düşünce sisteminde kadın ne yalnızca geleneksel roller çerçevesinde tanımlanmakta ne de sadece toplumsal ve idari faaliyetlere katılımıyla değerlendirilmektedir. Aksine kadın; aile, toplum ve medeniyet arasında bağ kuran temel halka olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle kadınların sorumlulukları, gelecek neslin yetiştirilmesiyle başlamakta; toplumsal sermayenin oluşturulmasına katkı sunma, kamu kültürünü geliştirme, millî kimliği güçlendirme ve sosyal hayatta etkin rol üstlenmeye kadar uzanmaktadır.
En fazla vurgulanan konulardan biri ise nüfus ve çocuk sahibi olma meselesidir. Ona göre nüfusun artması yalnızca demografik ya da ekonomik bir konu değildir; aynı zamanda millî gücün gereklerinden biri ve yeni İslamî İran medeniyetinin inşasının temel unsurlarındandır. Bu çerçevede çocuk sahibi olmak artık yalnızca bireysel bir karar değil, toplumsal ve medeniyet boyutunda bir sorumluluk olarak değerlendirilmektedir. Bu anlayış, anneliği sadece bireysel bir rol olmaktan çıkararak ülkenin geleceğini inşa etme sürecinin merkezine yerleştirmektedir. Çünkü genç, dinamik, motivasyonu yüksek ve iyi yetiştirilmiş bir nesil olmadan hiçbir medeniyet varlığını sürdüremez ve ilerleyemez.
Bununla birlikte, çocuk sahibi olmanın teşvik edilmesi, onun düşüncesinde kadınların rolünü yalnızca annelikle sınırlandırmak anlamına gelmemektedir. Nüfus artışının öneminin yanında, "terbiye ve eğitim" konusu çok daha derin bir konuma sahiptir.
Hazreti Ayetullah Seyyid Müçteba Hamaney, anneyi insanın ilk ve en etkili eğiticisi olarak görmektedir. Ona göre gelecek neslin kişiliği, inançları, ahlakı, kimliği ve hatta sorumluluk bilinci annenin kucağında şekillenmektedir. Bu bakış açısıyla, bir toplumun en büyük yatırımı; yetkin, bilinçli ve sorumluluk sahibi insanlar yetiştirmektir ve kadınlar bu süreçte eşsiz bir görev üstlenmektedir.
Günümüz toplumsal dönüşümleri de bu yaklaşımın önemini daha da artırmıştır. Medyanın, sosyal ağların ve kültürel akımların yeni neslin yetiştirilmesinde büyük pay sahibi olduğu bir dünyada, ailelerin ve özellikle annelerin çocukların fikrî ve ahlaki gelişimine rehberlik etme rolü stratejik bir önem kazanmıştır. Eğitim artık yalnızca bilgi veya beceri aktarmaktan ibaret değildir; kimlik oluşturma, analiz yeteneği kazandırma, sorumluluk bilinci geliştirme ve yaşam tarzını şekillendirme sürecidir. Bu nedenle Ayetullah Seyyid Müçteba Hamaney'in kadınlara bakışı, geleceğe dönük ve medeniyet odaklı bir bakıştır; ülkenin geleceğini aile ve yeni neslin yetiştirilmesi üzerinden değerlendiren bir anlayıştır.
Eğitici rollerinin yanı sıra, kadınların toplumsal hayatta yer almasına ilişkin daha geniş bir ufuk da çizmektedir. Ailelerin okul ve üniversitelerin yönetimine katılımını vurgulaması, onun bakışına göre kadınların yalnızca eğitim politikalarının muhatabı olmaması; karar alma süreçlerinde, yönetimde ve eğitim sisteminin niteliğinin yükseltilmesinde de etkin rol üstlenmeleri gerektiğini göstermektedir. Bu yaklaşım, kadınların katılımını bireysel düzeyin ötesine taşıyarak onu kültürel ve eğitim kurumlarının gelişmesi ve iyileştirilmesi için önemli bir sermayeye dönüştürmektedir.
Öte yandan İslam İnkılabı Rehberi, aile fertlerine dair hatıralarını aktarırken Müslüman kadın için örnek şahsiyetler de ortaya koymaktadır. Eşini sadakatin, huzurun ve umudun simgesi olarak övmesi; kız kardeşini ise fedakârlık, sorumluluk bilinci ve anne-babaya hizmetin örneği olarak anması, bu düşünce sisteminde ahlaki erdemlerin ve hizmet ruhunun Müslüman kadının en önemli kişilik özellikleri arasında görüldüğünü göstermektedir.
Bu örnekler; aktif, sorumluluk sahibi, fedakâr ve etkili bir kadın profili çizmektedir. Onun rolü yalnızca özel hayatla sınırlı değildir; aynı zamanda geniş kapsamlı toplumsal ve kültürel etkiler de meydana getirmektedir.
Dikkat çekici bir diğer husus ise kadınların toplumsal ve destansı alanlardaki konumudur. Ayetullah Seyyid Müçteba Hamaney, kadınları İran milletinin kader belirleyici bütün sahnelerinin ayrılmaz bir parçası olarak görmektedir. Kadınların kültürel ve sosyal faaliyetlerde, camilerde, mahalle çalışmalarında ve toplumsal bilinç ile farkındalığı artıran faaliyetlerde yer almasını, toplumun gücü ve dinamizmini sağlayan unsurlardan biri olarak değerlendirmektedir. Ayrıca Minab'daki "Şecere-i Tayyibe" Okulu'nun şehit kız öğrencilerini anması da, İranlı kadın ve kızların yalnızca ülkenin imarında değil; fedakârlık ve direniş alanında da seçkin bir yere sahip olduklarını ve gelecek nesillere ilham verebileceklerini göstermektedir.
Bu görüşlerin genel sonucu şudur: Ayetullah Seyyid Müçteba Hamaney'in düşüncesinde kadın, ülkenin beşerî ve toplumsal sermayesinin oluşumunun merkezindedir. Beşerî sermaye, gelecek neslin yetiştirilmesiyle; toplumsal sermaye ise ailenin güçlendirilmesi, ahlakın yaygınlaştırılması, toplumsal güvenin artırılması ve kültürel ve sosyal alanlara katılım yoluyla oluşmaktadır. Dolayısıyla kadının rolü bu düşünce sisteminde tali ya da tamamlayıcı bir rol değil; kalkınma ve medeniyet inşasının büyük stratejisinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Bugün birçok toplum nüfusun azalması, aile yapısının zayıflaması, kültürel kimliğin çözülmesi ve yeni neslin yetiştirilmesine ilişkin krizlerle karşı karşıya bulunurken, bu bakış açısının yeniden ele alınması ülkenin kültürel ve sosyal politikaları için yeni bir ufuk çizebilir. İran'ın geleceği her şeyden önce sahip olduğu beşerî sermayenin niteliğine bağlıdır ve bu sermaye, diğer bütün kurumlardan önce aile içinde şekillenmektedir. Kadınlar ise anne, eğitici, kültürel aktör ve toplumun aktif bireyleri olarak ülkenin geleceğini inşa etmede en önemli rolü üstlenmektedir.
Bu açıdan bakıldığında, onun kadınlara ilişkin mesajlarının yalnızca ahlaki ya da ailevi tavsiyeler olmadığı; aksine medeniyet temelli bir stratejiyi ortaya koyduğu söylenebilir. Bu strateji, kadını sadece ailenin merkezi olarak değil; geleceğin mimarı, millî kimliğin koruyucusu, medeniyet inşa edecek neslin yetiştiricisi ve İran İslam Cumhuriyeti'nin yumuşak gücünün en önemli dayanaklarından biri olarak görmektedir.
yorumunuz